Türk Hukukunda İflas Talebi ve İflasın Ertelenmesi
Türk hukukunda iflas, borçlunun malvarlığının alacaklılar arasında eşitlik ilkesiyle topluca tasfiyesini sağlayan kolektif cebri icra yoludur. İflas talebi takipli veya kanunda sınırlı sayılan hâllerde doğrudan yapılabilmekte; alacaklı ya da borçlu tarafından ileri sürülebilmektedir. Borca batık şirketlere geçici koruma sağlayan iflasın ertelenmesi kurumu ise, kötüye kullanım ve alacaklıların yetersiz korunması nedeniyle 2018’de kaldırılmış, yerine konkordato daha etkin bir yeniden yapılandırma aracı olarak getirilmiştir.
22.07.2026

Giriş
Alacaklıların haklarının etkin biçimde teminat altına alınması ve ekonomik ilişkilerde güvenin korunması bakımından cebri icra hukuku büyük önem taşımaktadır. Bu sistem içerisinde iflas, borçlarının yerine getirmeyen ve iflasa tabi kişiler bakımından tüm malvarlığının topluca tasfiye edilmesini sağlayan, alacaklılar arasında eşitlik ilkesini esas alan kolektif bir cebri icra yolu niteliğindedir. İflas sayesinde alacaklıların bireysel takiplerle birbirlerine üstünlük sağlamalarının önüne geçilmekte, borçlunun malvarlığı iflas masası bünyesinde toplanarak kanunda öngörülen usul çerçevesinde tasfiye edilmektedir.
Bununla birlikte, ticari faaliyet gösteren her işletmenin geçici mali sıkıntıya düşmesi doğrudan iflasına karar verilmesini gerektirmemektedir. Özellikle ekonomik açıdan faaliyetlerini sürdürebilecek durumda bulunan şirketlerin yalnızca geçici likidite sorunları nedeniyle ticari hayattan çekilmesi hem alacaklılar ve çalışanlar hem de ülke ekonomisi bakımından olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle hukuk sistemlerinde, bir yandan alacaklıların menfaatlerini korurken diğer yandan ekonomik değeri bulunan işletmelerin faaliyetlerini sürdürebilmelerine imkân tanıyan çeşitli yeniden yapılandırma mekanizmaları kabul edilmiştir.
Türk hukukunda da uzun yıllar boyunca bu amaca hizmet eden kurumlardan biri iflasın ertelenmesi olmuştur. İflasın ertelenmesi, borca batık hâlde bulunan sermaye şirketleri ve kooperatiflerin belirli şartlar altında faaliyetlerine devam edebilmelerine imkân tanıyan geçici bir koruma mekanizması olarak uygulanmıştır. Ancak uygulamada kurumun amacından uzaklaşması, yargılama süreçlerinin uzaması ve alacaklı haklarının yeterince korunamaması nedeniyle 15 Mart 2018 tarihinde yürürlüğe giren 7101 sayılı Kanun (“Kanun”) ile tamamen yürürlükten kaldırılmış, yerine daha etkin ve denetlenebilir bir yeniden yapılandırma kurumu olan konkordato sistemi benimsenmiştir.
Bu kapsamda çalışmada öncelikle iflas talebinin hukuki niteliği, takipli ve takipsiz iflas yolları ile bu yollara ilişkin temel usul kuralları incelenecek, ardından yürürlükten kaldırılan iflasın ertelenmesi kurumunun amacı, uygulanma şartları ve kaldırılma gerekçeleri üzerinde durulacaktır. Böylece hem yürürlükte bulunan iflas sistemi hem de Türk iflas hukukunda önemli bir yere sahip olan iflasın ertelenmesi kurumu genel hatlarıyla değerlendirilecektir.
İflas Talebi
İflas talebi, iflasa tabi bir borçlunun borçlarını ödeyememesi veya kanunda öngörülen diğer iflas sebeplerinin gerçekleşmesi halinde, borçlunun iflasına karar verilmesi ticaret mahkemesine başvurulmasını ifade eden temel bir icra hukuku kurumudur. İflas yolunun amacı yalnızca alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamak olmayıp, aynı zamanda borçlunun malvarlığının tüm alacaklılar arasında par conditio creditorum (alacaklılar arasında eşitlik) ilkesi doğrultusunda tasfiye edilmesini sağlamaktır. Bu yönüyle iflas, bireysel cebri icra yollarından ayrılarak kolektif bir takip yolu niteliği taşımaktadır.
İflas talebi hem alacaklı hem de borçlu tarafından ileri sürülebilmektedir. Alacaklı bakımından iflas talebi, kural olarak iflas yoluyla takip başlatılması ve takip sürecinin tamamlanması sonrasında açılan iflas davası ile gündeme gelir. Bununla birlikte, İcra ve İflas Kanunu'nda (“İİK”) sınırlı olarak sayılan bazı hallerde alacaklı, herhangi bir icra takibi yapmaksızın doğrudan mahkemeden borçlunun iflasını talep edebilir. Bunun yanında, borçlu da kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi halinde kendi iflasını isteyebilmektedir.
İflas kararı verilmesiyle birlikte borçlunun tasarruf yetkisi önemli ölçüde sınırlandırılır; iflas masası oluşturulur, bireysel icra takipleri durur veya düşer ve borçlunun haczi kabil mal ve hakları iflas masasının yönetimine geçer. Bundan sonraki süreçte alacaklıların alacakları, İİK’de düzenlenen sıra cetveli ve paylaşım esasları çerçevesinde tasfiye edilir.
İflas talebi, takipli iflas ve takipsiz (doğrudan) iflas olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Takipli iflasta alacaklı, öncelikle iflas yoluyla icra takibi başlatmakta takip kesinleştikten sonra ticaret mahkemesinde iflas davası açmaktadır. Buna karşılık takipsiz iflasta ise kanunda sayılan özel hallerin varlığı nedeniyle herhangi bir icra takibine gerek bulunmaksızın doğrudan mahkemeden iflas kararı talep edilmektedir.
1) Takipli İflas Yolu
Takipli iflas yolu, iflasa tabi bir borçlu hakkında alacaklının öncelikle iflas yoluyla icra takibi başlatması, bu takibin kanunda öngörülen usule uygun şekilde kesinleşmesi ve devamında ticaret mahkemesinden borçlunun iflasını talep etmesi esasına dayanan takip yoludur. İİK’de takipli iflas yolu; genel iflas yolu ile kambiyo senetlerine özgü iflas yolu olmak üzere iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Her iki takip türünün amacı borçlunun iflasına karar verilmesini sağlamak olmakla birlikte, takibin dayanağı, ödeme emrinin içeriği ve itiraz usulleri bakımından birtakım farklılıklar bulunmaktadır.
A. Genel İflas Yolu
Genel iflas yoluyla takip, iflasa tabi bir borçlu aleyhine herhangi bir para veya teminat alacağı için başvurulabilen genel nitelikteki takip yoludur. Bu takip yoluna yalnızca İİK uyarınca iflasa tabi kişiler hakkında başvurulabilir. İflasa tabi kişiler başta tacirler olmak üzere, tacir sayılanlar, tacirler hakkındaki hükümlere tabi olanlar ile özel kanunlarında açıkça iflasa tabi oldukları belirtilen gerçek ve tüzel kişilerdir.
Genel iflas yoluyla takip, alacaklının yetkili icra dairesine takip talebinde bulunmasıyla başlar. İİK madde 58 uyarınca takip talebinde bulunulurken, alacaklının iflas yoluyla takip yapmak istediğini açıkça belirtmesi zorunludur. Bu hususun belirtilmemesi halinde takip, iflas yolu yerine genel haciz yolu olarak değerlendirilebileceğinden, takip talebinin usulüne uygun şekilde hazırlanması büyük önem taşımaktadır.
Alacaklının talebi üzerine icra müdürlüğünce, İİK madde 155'te düzenlenen unsurları taşıyan ödeme emri düzenlenerek borçluya tebliğ edilir. Borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi (7) gün içerisinde borca veya takibe itiraz edebilir. Süresi içerisinde itiraz edilmemesi halinde takip kesinleşir. Takibin kesinleşmesine rağmen borç ve takip giderleri ödenmezse alacaklı, İİK madde 156 uyarınca ticaret mahkemesinde iflas davası açabilir.
İflas isteme hakkı takibin kesinleşmesinden itibaren bir (1) yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Bu süre içerisinde iflas davası açılmaması halinde takip düşmez; ancak alacaklının aynı takip dosyasına dayanarak iflas talep etme hakkı sona erer.
İflas davası açıldıktan sonra mahkeme, gerekli şartların oluştuğunu tespit ederse kural olarak borçluya depo kararı verir. Depo kararı ile borçluya, takip konusu alacak ile faiz ve yargılama giderlerini belirlenen süre içerisinde mahkeme veznesine yatırması veya alacaklıya ödemesi için imkân tanınır. Borçlu bu süre içerisinde borcunu tamamen öderse iflas kararı verilmez. Buna karşılık depo kararına rağmen borcun ödenmemesi halinde mahkeme diğer iflas şartlarını da değerlendirerek borçlunun iflasına karar verebilir. Ancak kanunda açıkça öngörülen bazı doğrudan iflas hallerinde depo kararına ilişkin hükümler uygulanmaz.
Genel iflas yolunda taraflar, iflas kararı verilinceye kadar dava üzerinde tasarruf edebilirler. Nitekim İİK madde 157 uyarınca alacaklının rızasıyla iflas davası geri alınabilir. Bu durumda aynı alacağa dayanılarak bir ay geçmedikçe yeniden iflas davası açılamaz. Bunun yanında İİK madde 165 gereğince iflas kararı verilinceye kadar davadan feragat edilmesi de mümkündür.
Takipli iflas yolunun en önemli sonucu, borçlunun iflasına karar verilmesiyle birlikte bireysel takip sisteminden çıkılarak kolektif tasfiye sistemine geçilmesidir. Bu aşamadan sonra borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisi sınırlandırılır, iflas masası oluşturulur ve tüm alacaklıların alacakları kanunda öngörülen sıra ve esaslar çerçevesinde tasfiye edilir.
B. Kambiyo Senetlerine Özgü İflas Yolu
Genel iflas yoluyla takip ve kambiyo senediyle takip, şekli farklılıklar haricinde benzerdir ve prosedürü aynıdır. Kambiyo senetlerine özgü iflas yoluyla takip yapılabilmesi için, alacaklının kambiyo senedine sahip olması ve borçlunun da iflasa tabi kimselerden olması gerekmektedir.[1]
Bu takip türünde de süreç, alacaklının yetkili icra dairesine takip talebinde bulunmasıyla başlar. Ancak genel iflas yolundan farklı olarak takip talebinde yalnızca iflas talebinin belirtilmesi yeterli değildir. Bunun yanında takibe konu kambiyo senedinin tarihi, türü, numarası ve diğer ayırt edici bilgilerinin de gösterilmesi gerekir. Takip talebi ile kambiyo senedinin aslının icra dairesine ibraz edilmesi zorunludur. Elektronik ortamda başlatılan takiplerde ise senedin elektronik takip talebine eklenmesi ve kanunda öngörülen süre içerisinde icra dairesine sunulması gerekir.
Takip talebinin alınmasının ardından icra müdürü, öncelikle takibe konu belgenin gerçekten kambiyo senedi niteliğinde olup olmadığını ve senedin vadesinin gelip gelmediğini inceler. İnceleme sonucunda kanuni şartların bulunduğunun anlaşılması halinde borçluya kambiyo senetlerine mahsus ödeme emri gönderilir.
Borçlu, kendisine tebliğ edilen kambiyo senetlerine özgü iflas ödeme emrine karşı, tebliğ tarihinden itibaren beş (5) gün içinde borca, imzaya veya kambiyo hukukuna ilişkin itirazlarını ve şikayetlerini icra dairesine bildirebilir (İİK madde 172). Bu takip yolunda itiraz süresinin genel iflas yoluna göre daha kısa tutulmasının temel nedeni, kambiyo senetlerinin kanunen güçlü ispat gücüne sahip olmaları ve ticari hayatta hızlı tahsil imkânı sağlamalarının amaçlanmasıdır.
Borçlunun süresi içerisinde itiraz veya şikâyette bulunması halinde takip kendiliğinden sona ermez. Bu durumda alacaklının, ticaret mahkemesinde iflas davası açarak hem borçlunun itirazının kaldırılmasını hem de borçlunun iflasına karar verilmesini talep etmesi gerekir. Mahkeme, öncelikle kambiyo senedinin geçerliliğini, alacağın varlığını ve borçlunun ileri sürdüğü itirazları değerlendirir. İtirazın yerinde olmadığı sonucuna ulaşılması halinde, diğer iflas şartlarının da gerçekleşmiş olması kaydıyla borçlunun iflasına karar verilebilir.
Buna karşılık borçlu, ödeme emrine karşı süresi içerisinde herhangi bir itiraz veya şikâyette bulunmazsa takip kesinleşir. Bu durumda alacaklı, İİK madde 173 uyarınca borçlunun itiraz etmediğini gösteren ödeme emri nüshasını da ekleyerek ticaret mahkemesinde doğrudan iflas davası açabilir ve borçlunun iflasına karar verilmesini talep edebilir. Mahkeme, takip dosyası ve dosya kapsamındaki diğer delilleri birlikte değerlendirerek iflas şartlarının oluşup oluşmadığını inceler.
Kambiyo senetlerine özgü iflas yolu, genel iflas yoluna kıyasla daha hızlı ve etkin bir takip imkânı sağlamaktadır. Bunun temel nedeni, kambiyo senetlerinin kanundan kaynaklanan soyut borç ikrarı niteliği taşıması ve ispat bakımından alacaklı lehine güçlü bir hukuki karine oluşturmasıdır. Bununla birlikte, mahkemenin iflas kararı verebilmesi için yalnızca kambiyo senedinin varlığı yeterli olmayıp İİK’de öngörülen diğer iflas şartlarının da somut olayda gerçekleşmiş olması gerekir.
2) Takipsiz (Doğrudan) İflas Yolu
Takipsiz veya doğrudan iflas yolu, kanunda sınırlı olarak sayılan istisnai hallerde, önceden herhangi bir icra takibi yapılmasına gerek bulunmaksızın doğrudan ticaret mahkemesinden borçlunun iflasının talep edilmesini ifade eder. Kanun koyucu, bazı durumlarda borçlunun mali durumunun veya davranışlarının, alacaklıların menfaatlerini ciddi şekilde tehlikeye düşürdüğünü kabul etmiş ve bu hallerde alacaklıların önce takip yapmalarını zorunlu görmemiştir. Böylece alacaklıların daha kısa sürede hukuki korumaya kavuşmaları amaçlanmıştır.
Takipsiz iflas yolu, alacaklının talebiyle doğrudan iflas ve borçlunun kendi talebiyle doğrudan iflas olmak üzere iki ayrı başlık altında incelenmektedir.
i. Alacaklının Talebi ile Doğrudan İflas
Alacaklının talebiyle doğrudan iflas, İİK m. 177'de sınırlı olarak sayılan hâllerin gerçekleşmesi durumunda mümkündür. Bu hallerde alacaklı, herhangi bir icra takibi başlatmaksızın doğrudan ticaret mahkemesine başvurarak borçlunun iflasına karar verilmesini isteyebilir. Kanunda öngörülen bu sebepler istisnai nitelikte olduğundan, genişletici yorum yapılması mümkün değildir.
İİK madde 177 kapsamında doğrudan iflas sebepleri arasında;
- borçlunun yerleşim yerinin belli olmaması,
- alacaklıların haklarını ihlal etmek amacıyla kaçması,
- taahhütlerinden kurtulmak amacıyla hileli işlemlerde bulunması,
- mallarını gizlemesi veya kaçırması,
- haciz sırasında mal bulunmaması ya da ödemelerini tatil etmiş olması gibi alacaklıların alacaklarını tahsil etmelerini ciddi şekilde tehlikeye düşüren durumlar
yer almaktadır. Bu hallerden herhangi birinin varlığı ispatlandığında alacaklı, icra takibi yapmaksızın doğrudan iflas talebinde bulunabilir.
İflas talebinin mahkemeye sunulmasının ardından, İİK madde 166 uyarınca iflas talebi ilan edilir. Bu ilanın amacı, diğer alacaklıların da yargılamadan haberdar edilmesini ve haklarını koruyabilecek girişimlerde bulunmalarını sağlamaktır. Nitekim İİK madde 178 uyarınca diğer alacaklılar, ilan tarihinden itibaren on beş gün içinde davaya müdahale edebilir veya itiraz ederek borçlunun ya da talepte bulunan alacaklının kötü niyetli davrandığını ileri sürebilirler.
Alacaklı yargılamada doğrudan iflas sebebini ve alacağın varlığını tam ispat derecesinde ispat etmelidir. Ancak, İİK madde 177’nin birinci ve ikinci bentlerindeki iflas sebeplerinin varlığı hakkında yaklaşık ispat yeterlidir.[2] Doğrudan iflasta, borçlunun borcu ödemeyeceği veya ödeyemeyeceği varsayıldığından, depo kararı hakkındaki hükümler uygulanmaz.[3]
ii. Borçlunun Talebi ile Doğrudan İflas
İİK, yalnızca alacaklılara değil, belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde borçluya da kendi iflasını isteme hakkı tanımıştır. Kanun koyucu, borçlunun mali durumunun geri dönülemez şekilde bozulduğu veya kanunda öngörülen bazı özel hallerin gerçekleştiği durumlarda, ticari hayatın güvenilirliğinin korunması ve alacaklıların daha fazla zarara uğramasının önlenmesi amacıyla borçlunun doğrudan mahkemeye başvurarak iflasını talep edebilmesine imkân sağlamıştır. Borçlunun kendi iflasını istemesi, ihtiyari ve zorunlu olmak üzere iki farklı şekilde karşımıza çıkmaktadır.
- Borçlunun Kendi İflasını İhtiyari Halde İstemesi: (İİK m. 178/I)
Bu durumda borçlu mahkemeye aciz halinde olduğunu bildirmelidir. Borçlunun aciz hali, borçlunun muaccel borçlarını ödemek için gerekli olan ödeme araçlarından geçici olmayan, süreklilik arz eden yoksunluğu anlamına gelir.[4]
Borçlunun kendi iflasını istemesi, dürüstlük kuralına uygun şekilde hareket etmesini ve mali durumunu mahkemeye doğru ve eksiksiz biçimde açıklamasını gerektirir. Bu kapsamda borçlu, malvarlığını, borçlarını, alacaklarını ve mali durumunu gösteren bilgi ve belgeleri mahkemeye sunmalı; gerçekten aciz hâlinde bulunduğunu ortaya koymalıdır. Mahkeme ise dosya kapsamındaki tüm delilleri değerlendirerek iflas şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini inceleyecek ve sonucuna göre karar verecektir.
- Borçlunun Kendi İflasını Zorunlu Olarak İstemesi: (İİK m. 178/III, 179; TTK m. 376)
Kanun koyucu bazı hâllerde borçluya yalnızca bir hak tanımakla yetinmemiş, aynı zamanda iflasını istemesini hukuki bir yükümlülük hâline getirmiştir. Bu yükümlülüğün amacı, mali durumu geri dönülemez şekilde bozulan borçlunun ticari faaliyetlerine devam ederek alacaklıların zararını artırmasının önüne geçmektir.
- Bunlardan ilki İİK madde 178/III’de düzenlenen borçlunun malvarlığının yarısına haciz konması ve geri kalan malvarlığının da muaccel olan ve bir sene içerisinde muaccel olacak borçlarını karşılamaya yetmemesi halidir.
- İkinci zorunlu iflas hali ise sermaye şirketleri ve kooperatiflerin borca batık duruma düşmesi hâlidir. Türk Ticaret Kanunu'nun (“TTK”) 376. maddesi uyarınca şirket aktiflerinin, borçlarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması durumunda yönetim kurulu, şirketin borca batıklık durumunu mahkemeye bildirmek ve kural olarak iflasını istemekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, şirket yöneticilerinin alacaklılara karşı olan sorumluluğunun da bir sonucudur. Bununla birlikte, TTK madde 376/3 hükmü önemli bir istisna öngörmektedir. Buna göre, şirket alacaklılarının bir kısmının alacaklarını diğer alacaklıların sırasından sonra tahsil etmeyi kabul ettiklerine ilişkin sırada sona geçme sözleşmesi yapılması ve bu sözleşmenin şirketin borca batıklık durumunu ortadan kaldıracak nitelikte olduğunun mahkemece atanan bilirkişiler tarafından doğrulanması halinde, yönetim kurulunun iflas başvurusunda bulunma yükümlülüğü ortadan kalkar. Böylece ekonomik olarak faaliyetlerini sürdürebilme potansiyeli bulunan şirketlerin gereksiz şekilde iflasa sürüklenmelerinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
İflasın Ertelenmesi
İflasın ertelenmesi kurumu, yürürlükte olduğu süre içerisinde borca batık olan bir şirket hakkında iflas kararı vermekten, belli koşullarda geçici olarak vazgeçilmesine olanak tanıyan geçici hukuki koruma niteliğinde bir kurumdu.[5] Hukuk sistemimizdeki varlığı boyunca sermaye şirketlerinin işleyişine yabancı alacaklıların, borca batıklık bildiriminden sonra beklenmedik bir anda karşılaşılabilecek zararlardan korumak ve mali durumu düzelmeyen sermaye şirketinin iflastan kurtulabilmesine olanak sunmaktaydı.[6]
Mali durumu kötü şirketler için sunulan bu imkân, kanun değişikliği ile kaldırılmış ve yerine konkordato daha etkin bir hale getirilerek iflasın ertelenmesi kurumunun yerini almıştır.[7] Konkordatodaki temel anlayış korunmuş, ancak işleyiş, süreç ve sonuçlarda yapılan değişikliklerle iflas ertelemedeki sorunların önüne geçilerek daha etkin ve yaygın bir çözüm yolu sunulmuştur.[8]
Sonuç
İflas kurumu, ticari hayatın güven içinde işlemesini sağlayan ve alacaklılar arasında eşitlik ilkesini esas alan en önemli cebri icra yollarından biridir. İflasa tabi borçlular hakkında iflas talebi, kural olarak takipli iflas yoluyla ileri sürülmekte; ancak İİK’de sınırlı olarak düzenlenen istisnai hallerde doğrudan iflas yoluna da başvurulabilmektedir. Böylece kanun koyucu, hem alacaklıların haklarının etkin biçimde korunmasını hem de ticari hayatın güven ve istikrar içerisinde devam etmesini amaçlamaktadır.
Bunun yanında, geçmişte borca batık sermaye şirketleri ve kooperatiflere geçici koruma sağlayan iflasın ertelenmesi kurumu, uygulamada ortaya çıkan kötüye kullanımlar, yargılama süreçlerinin uzaması ve alacaklı menfaatlerinin yeterince korunamaması nedeniyle Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır. Yerine getirilen konkordato sistemi ise, borçlu ile alacaklı arasındaki menfaat dengesini daha etkin biçimde gözeten, yargısal denetimi güçlendiren ve yeniden yapılandırma sürecini daha öngörülebilir hale getiren modern bir çözüm mekanizması olarak Türk hukukundaki yerini almıştır.
Sonuç olarak, günümüzde iflas hukuku yalnızca borçlunun malvarlığının tasfiyesine ilişkin kurallardan ibaret olmayıp, ekonomik olarak faaliyetlerini sürdürebilecek işletmelerin korunması ile alacaklı haklarının etkin şekilde güvence altına alınması arasında adil bir denge kurmayı amaçlayan dinamik bir hukuk dalı niteliğindedir. Bu kapsamda iflas talebine ilişkin usul ve esasların doğru uygulanması ile konkordato kurumunun etkin şekilde işletilmesi hem ticari hayatın sürekliliği hem de hukuki güvenliğin sağlanması bakımından büyük önem taşımaktadır.
Makaleye katkıları için Emre Göçenler’e teşekkür ederiz.
Kaynakça
Pekcanıtez, H., Atalay, O., Özekes, M., İcra ve İflas Hukuku, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, (2020)
Pekcanıtez, H., Atalay, O., Özkan, M.S., Özekes, M., İcra ve İflas Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, (2010)
Özekes, M., “GİRİŞ” 7101 Sayılı Kanunla Konkordato ve Elektronik Tebligat Konularında Getirilen Yenilikler, On İki Levha Yayıncılık, (2018)
-
Ömer Faruk Özdemir
Senior Associate
-
Beste Bayrak
Associate